Arama

TÜİK tarafından Nisan Ayı’na ilişkin enflasyon verileri açıklandı.

Buna göre geçtiğimiz ay enflasyon %1,31 oranında yükselirken son 4 aylık enflasyon oranı %5,71’e, bir önceki yıla göre ise yıllık enflasyon oranı %11,87’ye çıktı.

16 Nisan sonrası Döviz kurunda yaşanan düşüşlere rağmen enflasyonun yüksek seyrini sürdürmesi, ülke ekonomisindeki kırılganlığını gösteriyor.

Diğer yandan dış politikadaki belirsizlikler, bütçe açıklarının dış finansman ile kapatılmasını engelliyor. 

Bir taraftan faizler yükseliyor, bir taraftan memur ve emeklinin alım gücü azalıyor.

2015 Yılında imzalanan toplu sözleşme uyarınca, bu yılın ilk yarısı için kamu görevlilerine %3, ikinci yarısı için %4’lük ücret artışı imza altına alınmıştı.  Şubat ayında iki aylık enflasyon %3,29 olarak gerçekleşince memur maaşları zaten %0,29 erimişti. Bu oran Mart ayında %1,34’e; Nisan Ayında ise %2,71’e yükseldi. Böylece İlk dört aylık enflasyon oranı resmi rakamlarla %5,71 olduğuna göre, memur maaşları Nisan ayı itibarı ile %2,71 oranında eridi. Temmuz’da verilecek enflasyon farkı ilk 6 aylık enflasyon kayıplarını karşılamaktan uzak, sadece enflasyon nedeni ile maaşlara yapılacak enflasyon farkı zammı, (geçmiş kayıpların memurun ve emeklinin sırtına baki kalması şartı ile) balans ayarı niteliğindedir. Dolayısıyla, maaşlardaki erimenin gerçek anlamda telafi edilmesi için, erimenin başladığı aydan itibaren kayıpların telafisinin, sağlanmasına yönelik ek zam uygulaması gündeme getirilmelidir.

Aslında, bu şekilde enflasyona dayalı memura zam uygulaması demek, gerçek anlamda memura SIFIR zam yapıldığının da resmi görüntüsüdür.

Bu yıl yine 1 Ağustos itibarı ile; 2018-2019 yıllarını kapsayacak bir toplu sözleşme dönemi yaşayacağız. Bu güne kadar geçirdiğimiz ve 2012 yılında yapılan “Korsan toplu sözleşme” uygulamasını saymaz isek, 2013 ve 2015 yıllarında yapılan toplu sözleşmeleri incelediğimizde süreç; çalışanların ve emeklilerin hak ve menfaatlerinin korunması ve geliştirilmesi yerine, yetkili sendikanın siyasi iktidara diyet borcunu ödemesi ile geçmiştir.

Ancak buna rağmen çalışanların kişisel ikbal ve beklentileri, siyasi iktidar ve onun bürokratik kolları ile onların yan kuruluşu gibi çalışan sendikamsı yapının tehdit ve baskıları, memurların genel anlamdaki “nemelazımcı” yaklaşımları nedeni ile adı sendika, icraatı işveren örgütü vasfı gösteren bir güruh bu yıl yine yetkili olarak masaya oturacak gözükmektedir. Geçmiş ücret artışlarını tamamen enflasyona endeksleyen ve buna göre talepte bulunan bu sendikamsı yapının, bu yıl yukarıda da izah edildiği şekilde enflasyon üzerine gelebilecek bir refah payı iyileştirmesi ile ilgili nasıl bir tavır takınacağı şimdiden kamu çalışanları arasında merak konusudur.

Biz Türkiye Kamu-Sen olarak, başta toplu sözleşme masası, kamu görevlileri danışma kurulu ve hukuk zemini dahil; her türlü zeminde bahse konu hak kayıplarının telafi edilmesi için her türlü mücadeleyi bu güne kadar nasıl sürdürdü isek, bundan sonra da aynı kararlılıkla sürdüreceğiz.

Yeter ki; kamu çalışanları kendi hak ve hukukunu korumak adına gerekli tepki ve duyarlılığı gösterebilsin.